
Antikalar gibidir insanlar da..
İlk dogduklarinda flaslar patlar, alkis kiyamet. El üstünde tutulurlar. Ilgi hep onlarin üstündedir. Sonra zamanla ilgi azalmaya baslar. Cünkü varliklarina alismistir artik çevresindekiler. Bir süre sonra artik kendi basinadirlar. Ilgi istiyorlarsa, bu durduklar yerden olmaz. Çünkü ilgi hep ‘yeni doganlar’ veya ‘yenilenenler’ üzerindedir. Tipki ürünlerin yenileri ciktiginda eski modellerine olan seyler olur, yenilenmeyen insanlara da…
Zaman gectikçe, yalnizlasir bir anlamda insan. Uzaklasir sanki o kalabaliklardan. Az da olsa bir ışık vardir, hayatını aydinlatan. Ama zamanla oda loşlaşır. Bu, artik iyice eskiyen ürünlerin hallerine denk gelir. Artik cok da gerekli hissetmez kendini. Ve zamanla karanlikta kalır. Depoya kaldırilan eski bir esya gibi.” Peki hikâye burada bitiyor mu?” “Elbete hayir!” Bir gün o karanlik odanin kapist açılır. Kapıyı açanlar o odada değerli bir şeyin durduğunu görür. Bir antika!
O gün tekrar ilgi onun üzerine odaklanır. Flaşlar patlar. Alkış kopar. İşte bu da, üreten yaratan ve eser veren insanların değer kaybetmemesi ve ya öyle görünmüş olsa bile günü gelince tekrar değerini bulmasına denk düşer.
İnşallah anlaşılır.
Yorum bırakın