
Bir gün rüyamda iki kedinin sohbetini dinledim…
Kediler aralarinda konuşuyorlardı:
“Artik yoruldum!” dedi biri, ötekine.
“Hep yemek pesinde kosmaktan. Açliktan. Endiseyle yasamaktan… Tedirgin uyumaktan… Artik yoruldum hepsinden!”
Arkadaşı ona bakti ve aynı üzgün gözlerle:
“Ben de yorgunum. Ama devam etmek zorundayiz. Bilemezsin ki yarnin neler getirecegin…” dedi.”
Belki de bilirim” diye cevapladi öteki, kederli gözlerinde ısrar ile. “Bunca senedir yarin ne getirdi bize? Hiç. Peki bugünden sonra ne getirecek? Muhtemelen yine hiç. Oysa su besili olanlara bak! Nasil da piril piril tüyleri! Nasil da kaygisiz, bakislari! Nasil da rahat, yürüyüsler.”
İki yakin dost, yasamlarinin cogunu dogduklari sokakta gecirmisti. Menzillerini kisa tutmus ve alisilmis topraklarindan ayrilmamislardi. Cünkü her sokak kedisinin bir menzili vardi. Kimi birkaç yüz metre icinde kalir, kimi birkaç km yol yapardi. Menzili düsük olanlar, tanidik sokaklarinda aç ev zayif ama bir okadar da risklerden uzak yasardi. Uzaklara gidenler ise; kimi zaman mucizelerle karsilasir, kimi zaman hiç dönmez, kimi zaman ise ciddi sikintilar yasardi. İki yakin dostun güvenli kisa menzili birkaç sokak ötede bitiyordu. Bilmedikleri sey ise, menzillerinin bittigi sınırın sadece bir yanindaki sokakta, o sokagin hayan sever sakinlerinin kurdugu düzendi. Tüm sokak hayvanlar için sürekli mama ve su!
Onlar tüm bunlarin yakininda ama aç ve zayif olarak yaşıyorlardi.
Çünkü bildikleri alanin disina cikma riskini almamislardi.
Tanıdık geldi mi? 🙂