Şeytan üzerine …

Şeytan anlatıları sembolik dil kullanır.

Zaten kadim öğretiler her zaman sembolik dil kullanmışlardır.

Çünkü; evrensel hakikatlerin ve yasaların her anlayışa cevap verebilecek şekilde anlatılabilmesi için kullanılabilecek yegâne dil, sembolik dildir.

Bu şekilde mesela “Şeytan” ‘ın ne olduğunu anlamamış olanlar dahi, o masalsı hikaye üzerinden kötü davranışlardan uzak durma eğiliminde olacaklardır.

Tüm öğretilerde sembolik dilin zorunlu olmasınun nedeni budur. Bu her mertebeye hitap edebilen, anlayış derinleştikçe kendini talibine açan ama en alt düzeydeki anlayış sahibine de mesajını ileten bir aktarım türüdür.

Okumalarımdan, araştırmalarımdan benim çıkarttığım sonuca göre; “Şeytan”, bir zamanlar Allah’a meydan okumuş, sonra O’nun huzurundan kovulmuş ve ardından da insanları yoldan çıkarmaya baş koymuş, kendi kendine işler çeviren “ayrı” bir varlık değildir.

Kendimce ilmi derinlik kazandıkça ya da yaptığım kazılar sonucunda geldiğim yerden baktığımda diyeyim bunun aksinin mümkün olmayacağını görebiliyorum.

İlk emir denilen “Oku” yani “sorgula” emrine ve Kuran’daki hitap, muhatap ilişkisi içerisinde ayetlerde sürekli tekrar edilen “bu manalar aklını işletenler içindir” uyarısına uyanlar, kadiri mutlak yaratıcı olan Allah’ın izni ve bilgisi olmadan şeytanın anlatılardaki aksiyonları yapabilmesinin, çelişkinin ta kendisi olduğunu anlarlar.

Bütün bu hikaye “bir şeyi anlatmak” ve başta da bahsettiğim gibi “bir konuda insanları uyarmak” içindir.

İnsanların acı çekmelerini (yanmalarını, cehennemi hallere düşmelerini) engellemeyi amaçlar.

Bunlar tarih öncesi çağlarda yaşanan hikayeler değil aksine her an, en alt nefs mertebesindeki insanı tanımlayan nefs-i emmare’nin Allah’ın sistemine başkaldırması yani ruhun doğasına aykırı bir yaşam sürmesini ve bunun olası sonuçlarını anlatan aktarımlardır.

Nefsimizin bu sistemin (varoluşun) doğasına zıt yönde yaptığı her eylem, O’na (bütünlüğe, vahdete) bir başkaldırıdır.

Peki bu başkaldırı sonucunda ne olur?

O’nunla (bütünlükle,vahdetle) uyum içinde olmanın vereceği huzurdan (cennet halleri) uzak kalınır.

Bu uzaklık sebebiyle sistemle uyumsuzluğu (günahları) derecesinde de, sıkıntılı sonuçlar (cehennemi haller) yaşanır.

Bu bakımdan Kuran’daki “Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter” ayeti çok daha anlamlı değil mi?

İnsanı aşkın bir varlığın hesap sorulmasına neden gerek yoktur? Çünkü zaten “dışarısı” diye bir şey yoktur. Varlık bir bütündür ve bu bütünlükle uyumsuz en ufak hareketin sonuçları insanın ruhunda karşılık bulmaktadır.

Bu durumda bu çıkarımlarla kendi başına bağımsız hareket eden, insanları yoldan çıkaran bir şeytan yoktur.

Ancak beşerden (insan değil, insansı) açığa çıkan bir nitelik olarak “şeytaniyet” ve bunun sonuçları olan “sıkıntı”, “karanlık”, “acı” ve “yanma halleri”, yani “cehennem” elbette ki vardır.

Ve o cehennemi, orada nasıl yanıldığını ve o ateşi nelerin harladığını görebilen gözler de vardır.

Tarih boyunca bir çok farklı kültürde benzerleri söylenmiş olan ama bunu bizlerin gönlüne en uygun dille anlatan Pir Sultan sözünü hatırlayalım; “cehennemde ateş yoktur, har yoktur. Herkes ateşini kendi götürür.”

Bir nefeslik bekleyip sözü sindirip anlatılardaki ayrıntılar ile devam edelim.

Şeytan (nefs-i emmare), Allah’ın büyüklüğünü ve yüceliğini bilir, kabul eder. Aynı zamanda meleklerin hocası olabilecek bilgi birikimine de sahiptir.

Peki onu şeytan yapan yanlışı, eksiği nedir?

Şeytan’ın sevgisi yoktur!

Kendisi gibi olanı herkes sevebilir. En zalim olanlar bile kendileri gibi olanları sevebilirler.

Burada sınav “kendisi gibi olmayanlar” üzerinden verilir.

Şeytan Allah’ın büyüklüğünü bilir ama insana secde etmez. Yani, “insan” denen varlığa saygı duymaz. Çünkü kendini onlardan üstün görür: “Ben ateşten yaratıldım, onlar topraktan” der anlatımda.

Bu sembolik anlatımın manası ise, şeytanın “kendisi gibi olmayanlara” saygı duymamasıdır.

Buradaki sembollerden devam edersek “ateşten yaratılan” nedir?

Beşerin zihni…

Kalbe inemeyen, gönlü bulamayan ve vicdanı uyanmayan beşerin zihni, şeytanın bir yansıması halini alır.

Kendisi gibi olmayan herkesi oradan yargılar. Kendini (inancını, yaşam tarzını, bildiklerini) diğerlerinden üstün görür.

Şeytanın kibri sevmesi boşuna söylenmemiştir.

İşte bu kibir, dünya üzerinde gelmiş geçmiş her dinin içinde kendini dindar olarak tanımlayan bir çok kişide gözlemlenebilir.

İsa makamı konusuna gelince “Sevgi” üzerinde daha uzun konuşacağız.

Şimdilik burada kesiyorum.

Devam edeceğiz.

Published by


Yanıt

  1. Orhan Çevikbaş Avatar
    Orhan Çevikbaş

    Erdem, yine derinlere doğru giderek güzel şeyler yazmışsın, tebrik ederim. Devam edeceğize devam edelim.
    Şeytanı bizdeki siyaha benzetebiliriz. Ayrıca Adem Havva olayında Lilith diye birisi vardır. Araştırarak ekleyebilirsin.
    Sevgiler, Güzellikler dilerim.

    Not: Resim eklemek istiyorum,mümküm olurmu?

    Beğen

Orhan Çevikbaş için bir cevap yazın Cevabı iptal et